Mülteci çocuklar savaş travması yaşıyor

Düşen bombalar, ölen insanlar, Akdeniz ve Ege Denizi üzerinden zorlu yolculuk… Mülteci çocukların çoğu en kötü senaryolara birebir şahitlik ediyor.

0%
*Bu yazı tahmini 12 dakika 10 saniye okuma süresine sahiptir.

 

Mülteci çocuklar savaş travması yaşıyor

Düşen bombalar, ölen insanlar, Akdeniz ve Ege Denizi üzerinden zorlu yolculuk… Mülteci çocukların çoğu en kötü senaryolara birebir şahitlik ediyor. Peki kafalarından silip atmakta zorlanacakları bu görüntüler çocukları nasıl etkiliyor?

 
 
Mülteci çocuklar savaş travması yaşıyor

E. ÇAĞLA GENİŞ-ÖZEL HABER

Ülkelerindeki savaş ve ölümden kaçarak göç eden mültecilerin yaşadığı travmalar yetişkinlere nazaran çocukları daha fazla etkiliyor.

Çocukların en kısa zamanda normal yaşamlarına dönebilmeleri için barınma, beslenme, eğitim ve sağlık gibi temel ihtiyaçlarının öncelikli olarak karşılanması, travma sonrası etkilerin azaltılmasında önemli rol oynuyor. Göç edilen yerlerdeki kişi ve kurumların tavırları da travma sonrası stres bozukluğu oluşumunu etkileyen önemli etmenlerden biri. Kucaklayıcı ve anlayışlı tutumlar, göçün getirdiği psikolojik yükü azaltarak, travma sonrası yaşama dönüşü kolaylaştırıyor. Türk Psikologlar Derneği İzmir Şubesi Travma Afet ve Kriz Biriminden Psikolog Deniz Özer Eryılmaz ve Psikolog Nevin Küçük ile savaşın tanığı mülteci çocukların yaşadığı travmalar ve etkilerine dair konuştuk.

ÇOCUK YAŞTA YAŞANAN TRAVMALARIN ETKİSİ BÜYÜK

Çocukların, herhangi bir travma karşısında dayanıklılıkları ve olayları algılama biçimlerinin yetişkinlerden farklı olduğuna dikkat çeken Eryılmaz, “Daha henüz gelişimi tamamlanmadan yaşanan travmaların insan yaşamında etkisi büyüktür. Ülkesinden kaçarken, okulunu, evini, mahallesini, arkadaşlarını, oyuncaklarını, sahip olduğu her şeyi geride bırakan çocuk, çocukluğunu da geride bırakmak ve olağanüstü hayatta kalma mücadelesinde kendine bir yer aramak zorunda kalmaktadır. Gelişim süreçleri devam eden tüm çocukların, yetişkinlerin korumasına, gözetimine ve özel ilgisine ihtiyacı vardır. Mülteci çocuklarda bu ihtiyaçların çoğu sağlanamamaktadır. Üstelik mülteci çocuklar, ülkelerinden kaçış dönemlerinde aileleri ile de veda etmek zorunda kalabilmekte, refakatsiz (anne-babası ya da yanında bir yetişkin olmadan) bir şekilde sığınma yolculuğuna çıkmak zorunda kalabilmektedir” dedi.

TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUKLARI

Travma sonrası yaşanan stres bozuklukları hakkında bilgi veren Küçük, “Travmatik yaşantılar sonucunda kişisel güç ve yaşam üzerinde kontrol azalır, kişi pek çok yetisini kaybetme noktasına gelir. Bu yaşantılarla birlikte kişinin dünyaya, kendine ve diğer insanlara yönelik temel şemaları (inançları) sarsılır. Bu tür yaşantılara maruz kalan kişiler güvende olmadığını, olmayacağını, bazen de başına gelen olayların sorumlusunun kendisi olduğunu düşünür ve kendini uzun süreli suçlayabilir. Travmatik bir süreç ya da yoğun stres yaratan bir kriz dönemi yaşayan birçok insan daha önce bu problemleri yaşayabilirler; ancak bir süre sonra bu kişilerin bir kısmı bu problemlerden büyük ölçüde kurtulabilirler ve çok küçük bir oran da olsa eskisine göre daha da güçlenebilirler. Bazı kişiler ise post travmatik depresyonlar, uyum bozuklukları, anksiyete bozuklukları, kısa psikotik bozukluklar, kalıcı uyku bozuklukları, madde bağımlılığı gibi kalıcı sorunlarla baş etmek zorunda kalabilirler” diye belirtti.

PSİKOSOSYAL DESTEK HİZMETİ

Uzun dönem travmanın etkilerini azaltmak için problemi çoklu olarak değerlendirmenin şart olduğunu söyleyen Eryılmaz, çocukların en kısa zamanda ‘normal yaşamına’ dönmelerini desteklemenin önemine vurgu yaptı.Barınma, beslenme, eğitim ve sağlık gibi temel ihtiyaçların öncelikli olarak karşılanmasının, travma sonrası etkilerinin azaltılmasında ilk yapılması gerekenler olduğunu söyleyen Eryılmaz, “Çocuk ancak güvenli bir ortamda ve yaşıtları gibi temel ihtiyaçları karşılandığında travma sonrası stres bozukluğu belirtilerini daha az gösterir. Bunun yanı sıra ilk psikolojik müdahale, psikolojik ya da psikiyatrik bir tedavi değildir. Travmatik durumlarda psikolojik ya da psikiyatrik tedaviden önce psikososyal destek hizmeti karşımıza çıkar. Psikososyal destek hizmetleri bireylerin, ailelerin ve toplumların doğal afet, savaş, terör, mülteci akını sonrası yardım sürecinde etkin bir katılımcı olarak rol almalarını kolaylaştırarak iyileşme sürecine katkıda bulunan sistemlerdir. Psikososyal destek hizmetleri sonrasında ve sırasında ayrı bir psikolojik müdahaleye ihtiyaç duyan kişiler için, gerekli yönlendirmeler yapılmalıdır” ifadelerinde bulundu.

PSİKOLOGLAR BU KONUDA NELER YAPIYOR?

Psikologların normal dönemde karşılaştığı ve kendilerine başvuran çocukları değerlendirirken aile, yaş, sorunun sürekliliği ve sıklığı gibi pek çok faktörleri göz önünde bulundurduklarını kaydeden Küçük, “Anne-babasını ya da yakınlarını kaybedip kaybetmediği, savaşa ya da işkenceye tanık olup olmadığı, barınma, beslenme, sağlık ve eğitimle ilgili mevcut durumunun ne olduğu gibi ayrıntılar mülteci çocukların değerlendirilmesinde ayrıca dikkate alınması gereken faktörlerdir. Biz psikologlar böyle durumlarda özellikle çocuklarla korkuları üzerine konuşuyor, onu dinliyor, sorunlarına somut ve anlaşılabilir cevaplar vermeye çalışıyoruz. Ayrıca resim, yazma, oyun oynama tekniklerle de çocukların duygularının dışa vurması sağlanabiliyor. Mülteci çocuklara yapılan terapatik müdahalelerde çocuğun varsa ailesinin, çevresinin ve yakınlarının çocuğun bu durumda ne yaşadığı ve ne yaşayabileceği ile ilgili doğru bilgilendirmesi de terapi sürecinin bir parçasıdır. Özellikle okul hayatına dönüş, duydukları kaygının azaltılmasında son derece önemlidir” diye konuştu.

TRAVMALAR TEPKİLERİNE NASIL YANSIYOR?

Çocukların travmatik olaylar karşısında nasıl davranacaklarını bilemediklerinden ve yaşadıkları durumu anlamlandıramadıklarından, ebeveynlerini veya yanlarında bulunan kişileri örnek alıp onların stres tepkilerine benzer tepkiler verebildiğini ifade eden Eryılmaz, “Bunlara ek olarak kendilerinden hiç beklenmeyen şekilde veya olay öncesindeki hallerinin tam tersi davranışlar sergileyebilirler ya da tamamen içlerine kapanıp hiçbir duruma tepki göstermeyebilirler. Çocukların travmaya yönelik tepkilerini travmatik olayın şiddeti, süresi, çocuğun cinsiyeti, anne babası ya da yakınlarının etkilenme düzeyi, tanık olduğu görüntüler gibi pek çok faktör etkiler” dedi.

MÜLTECİLERE YÖNELİK TUTUMLAR SON DERECE ÖNEMLİ

Göç edilen yerlerdeki kişi ve kurumların tavırlarının, travma sonrası stres bozukluğunun oluşmasında önemli etmenlerden biri olduğunu belirten Eryılmaz, şunları söyledi: “Göç oldukça karışık bir psikolojidir. Mültecilerin psikolojisini değerlendirirken göç öncesi yaşananlar, göç sırasında ve sonrasında yaşananları ayrı ayrı değerlendirmek gerekir. Tüm travmatik olaylarda olduğu savaş ve göç durumlarında da olayın psikolojik etkisi kişiden kişiye değişebilir. Elbette ki göç sonrası gittiğin yer ve gittiğin yerdeki insanların ve kurumların göç eden kişiye yönelik tutumları da son derece önemli. Travmatik olaylarda çocuklar ve yaşlılar gibi belirli yaş grupları, ciddi düzeyde ruhsal sorunlar yaşayan kişiler, daha önce travmatik yaşantıları olan kişiler bu tür olaylarda risk grubunda olan kişilerdir. Göç edilen yerdeki kucaklayıcı ve anlayışlı tutumlar, göçün getirdiği psikolojik yükü azaltmakta, travma sonrası yaşama dönüşü kolaylaştırmaktadır. 2012 yılında Teodorescu ve arkadaşlarının araştırmasına göre sığınmacı mültecilerde, göç̧ öncesi travmalardan daha çok göç̧ sonrası stres etmenlerinin ruh sağlığı üzerinde güçlü olumsuz etkisi olduğu aktarılmaktadır.”

 

Travmatik olaylar sonrasında çocuklarda görülen belirtiler:

•Gece korkuları gelişebilir. Yalnız uyumaktan, karanlıktan, yalnız yatmaktan korkabilirler, çok sık kabus görebilirler.

•Okul öncesi çağındaki çocuklar, yaşadıkları olay hakkında abartılmış hikayeler uydurabilirler.

•Kolayca üzülüp ağlayabilirler.

•Yetişkinlere güvenlerini kaybedebilirler.

•Yatağını ıslatma, parmak emme gibi küçük yaş çocuğu davranışlarına geri dönebilirler.

•Anne ve babalarının yanından ayrılmak istemeyip, okula gitmemek için diretebilirler.

•Söyledikleri veya yaptıkları bir şeyin felakete neden olduğunu düşünüp kendilerini suçlu hissedebilirler.

•Aşırı hareketlilik, saldırganlık veya içe kapanma, konuşma zorluğu gibi davranışlar geliştirebilirler.

•Rüzgardan, yağmurdan veya ani seslerden korkabilirler.

•Kendisinin ve ailesinin nerede yaşayacağı konusunda endişelenebilirler.

•Kendilerine yardım eden aile bireylerine ve yakınlarına aşırı bağlanırlar.

•Sessiz, uysal, ve uslu bir çocuk hırçınlaşabilir. Dışa dönük bir çocuk da utangaç ve korkak hale gelebilir.

•Duygularını ifade etmekte zorlanabilirler.

•Dikkatlerini toplamada güçlük çekebilirler.

•Hiçbir şey olmamış gibi davranabilirler.

 

 

* OECD ülkelerinin üniversite mezunlarının dakika başına okuyabildiği kelime sayısı baz alınmıştır.