BM Uluslararası Hoşgörü Günü EFPA Bildirisi

0%
*Bu yazı tahmini 6 dakika 1 saniye okuma süresine sahiptir.

EFPA (Avrupa Psikologlar Birlikleri Federasyonu) hoşgörünün artırılmasında psikolojinin önemini vurguladı

16 Kasım Birleşmiş Milletler tarafından Uluslararası Hoşgörü Günü olarak ilan edilmiştir. EFPA hoşgörünün geliştirilmesinde hükümetlerin ve sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerine destek vermekte ve bu konuda politika belirleyici mercileri psikoloji alanındaki bilgi ve deneyimlerden faydalanmaları yönünde teşvik etmektedir.

EFPA toplumda hoşgörünün yaygınlaşmasında psikoloji biliminin çok önemli katkıları olabileceğini belirterek Uluslararası Hoşgörü Günü vesilesiyle tüm üye dernekleri bu mesajı kendi ülkelerinde yaymaya davet eder.

Psikologlar toplumsal sorunlar ve hoşgörüsüzlüğün altında yatan nedenleri araştırarak çözüm üretebilirler. Toplumda hoşgörülü davranışları artıracak değer ve tutumları gözlemleyip bunların öne çıkarılması için destek verebilirler.

 

Sosyal değişimi hedefleyen müdahaleler

 

UNESCO’nun 1995\'te kabul ettiği Hoşgörü İlkeleri çerçevesinde; küreselleşme, nüfus hareketliliği, iletişim, göçler ve toplumsal değişikliklerin arttığı günümüzde hoşgörünün kritik öneme sahip olduğunun altı çizilmiştir. Psikologlar, toplumda dezavantajlı konumda bulunan ya da ötekileştirilen grupları (mesela yoksullukla mücadele eden çocuk ve gençler, mülteci aileler, lezbiyen, gey, biseksüel ve transeksüel (LGBT) bireyler, şiddet gören kadınlar ve toplumdan izole yaşayan yaşlılar) güçlendirmek amacıyla toplumsal değişim sağlayacak müdahalelerde bulunabilir, bu yolla hoşgörüye katkıda bulunabilirler. Örneğin şiddet gören ve tehdit edilen Afgan kadınlar insan haklarıyla ilgili yerel siyasi çalışmalara katılmışlar ve bu tür toplumsal yarar gözeten bir projenin parçası olduktan sonra daha az travmatik stres yaşamışlardır. http://education.rafto.no

Farklılıkları, katılımı ve sosyal içerme politikalarını teşvik etme

Savaş ve göçler, gelir düzeyleri, toplumsal cinsiyetleri nedeniyle güçsüzleştirilmiş insanlar; içinde yaşadıkları topluma ek olarak aslında kendilerine destek olmak üzere kurulmuş olan sağlık ve sosyal yardım sistemleri tarafından uygulanan hoşgörüsüzlüğe karşı savunmasızdırlar. Psikologlar tahammülsüzlüğün ve rahatsızlıkların arttığı bu tür sistemlerde ve durumlarda müzakerelerde bulunma ve müdahale etme konularında eğitimlidirler. Bu yolla psikologlar toplumun iyiliği ve refahı için farklılıkları, katılımı ve sosyal içermeyi teşvik edebilmek üzere toplum düzeyinde çalışmalar yapabilirler. Örnek olarak Lizbon’daki Casas Primiero girişimini inceleyebilirsiniz: http://www.gjcpp.org/en/photovid.php?issue=11&photovid=37) 

Gençleri harekete geçirme

Psikologlar ayrıca insan hakları kuruluşlarıyla birlikte gençleri hoşgörü konusunda çalışabilmeleri için eğitmeyi hedefleyen modeller geliştirmektedirler. Psikologlara ve diğer sağlık çalışanlarına hoşgörüsüzlüğün azaltılması konusunda araştırma ve müdahale yöntemleri konularında eğitimler verilmesiyle fark yaratılabilir. (Örnekler için bakınız: http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/20391055 ve www.yorksj.ac.uk/ccsp ).

Kültürel uyumu yerel düzeyde kolaylaştırma

Sosyal adalet ve özgürleşme toplum psikolojisinin temel değerleridir. Avrupa Toplum Psikolojisi Derneği (European Community Psychology Association - ECPA) himayesinde kurulan çalışma grubunda, ekonomik kriz nedeniyle artan hoşgörüsüzlükle mücadelede yeni bakış açıları geliştirilmektedir (bakınız: http://communitypsychologyuk.ning.com/events/next-london-comm-psych-network-session-the-european-community-psy?xg_source=activity). Psikoloji, geçerliği araştırmalarla ortaya konulmuş müdahalelerle yeni vatandaşların topluma uyumunu kolaylaştırabilir. (Bakınız: http://www.gjcpp.org/en/article.php?issue=16&article=79 ).

Psikologlar, diğer disiplinlerle birlikte çalışarak birey ve bağlam arasındaki ilişkiyi anlayarak ve “topluluk duygusu” gibi kavramlara vurgulayarak Dünya Sağlık Örgütü’nün hedeflediği “2020 Sağlık Politikaları Çerçevesi ve Stratejisi”ne uygun olarak “sağlık konusundaki eşitsizliğin azaltılması, halk sağlığının güçlendirilmesi ve evrensel, adil, sürdürülebilir ve yüksek kalitede olan, insan merkezli sağlık sistemlerinin sağlanması” için çalışmaktadırlar.

 

 

 

* OECD ülkelerinin üniversite mezunlarının dakika başına okuyabildiği kelime sayısı baz alınmıştır.